Öz
Prososyal davranışlar, bireylerin olumlu sosyal etkileşimler kurmalarında önemli bir yere sahiptir ve bu davranışların çocukluk döneminde ölçülmesi ve desteklenmesi, bireylerin topluma sağlıklı bir şekilde uyum sağlaması ve toplumun sosyal refahını artırmak için faydalı davranışların teşvik edilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı; ilkokul öğrencilerinin prososyal davranışlarını değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırmanın örneklem grubunu, 2023–2024 akademik yılında Çanakkale il merkezi ve ilçelerindeki ilkokullarda 3. ve 4. sınıf düzeyindeki 540 öğrenci oluşturmaktadır. Geçerlik çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçeğin dört faktörlü bir yapıdan oluştuğu belirlenmiştir. Bu faktörler Yardım ve Destek, Empati, İş birliği, Samimiyet olarak isimlendirilmişlerdir. Ölçek 3’lü Likert tipinde 17 maddeden oluşmaktadır. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonuçları ölçeğin iyi uyum değerlerine sahip olduğunu göstermiştir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı .82 olarak hesaplanmış, test-tekrar test sonucunda ise Pearson korelasyon katsayısı r = .721 (p<.01) olarak bulunmuştur. Bu kapsamda geliştirilen ölçeğin ilkokul öğrencilerinin prososyal davranışlarını değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Kelimeler: İlkokul çocukları, Prososyal davranışlar, Ölçek geliştirme, Geçerlik ve Güvenirlik
Öz
The purpose of this study is to examine the relationship between preschool teachers' artificial intelligence literacy and their creativity in teaching. A correlational survey model, a quantitative research method, was employed in the study. The sample was using convenience sampling and consisted of 388 preschool teachers working in public and private preschools in Istanbul. The Personal Information Form, Creativity in Teaching Scale, and Artificial Intelligence Literacy Scale were used as data collection tools. The findings revealed a moderate positive relationship between teachers' artificial intelligence literacy and creativity in teaching; accordingly, it can be interpreted that as the level of artificial intelligence literacy increases, the level of creativity in teaching also increases. In the artificial intelligence literacy scale, significant differences were found in favor of males in the awareness and evaluation subdimensions, and females in the ethics subdimension. In the school type variable, significant differences were found in favor of private schools in the usage and ethics subdimensions. In this context, it is recommended that in-service training programs be organized to enhance ethical awareness in the use of artificial intelligence among teachers, support creative applications in teaching, and increase the readiness levels of prospective teachers entering the profession regarding artificial intelligence literacy.
Anahtar Kelimeler: Preschool Teacher, Artificial Intelligence, Artificial Intelligence Literacy, Creativity, Creativity in Teaching
Öz
Bu çalışmanın amacı; Türk eğitim tarihinin kritik bir evresi olan 1914-1925 yılları arasındaki ilkokul tarih öğretimi pratiklerini analiz etmek ve bu tarihsel birikimden hareketle günümüz değerler eğitimi için özgün bir model önerisi geliştirmektir. Araştırma, Tarihsel-Hermeneutik desene dayalı olarak yürütülmüştür. Veri kaynağı olarak; dönemin pedagojik dergileri, ders kitapları ve 1925 tarihli öğrenci anket verileri kullanılmıştır. Veriler, doküman incelemesi tekniğiyle toplanmış ve içerik analiziyle yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, dönemin savaş ve beka koşullarıyla şekillenen baskın tarih öğretimi pratikleri, araştırmacılar tarafından "Güvenlik Odaklı Normatif Yaklaşım" temasında kavramsallaştırılmıştır. Analizler, bu yaklaşımın öğrencilerde "anakronizm" ve "dış güç odaklı nedensellik" gibi bilişsel yansımalar oluşturduğunu göstermiştir. Buna karşın, dönemin reformist eğitimcilerinin (Satı Bey ve Ali Reşad Bey) dağınık haldeki insani uygulamaları analiz edilerek, bu pratikler araştırmacılar tarafından "Vicdani-Kapsayıcı Yaklaşım" adı altında teorik bir yapıya kavuşturulmuştur. Elde edilen bu tarihsel verilerden ve reformist birikimden hareketle, bu çalışma kapsamında beş aşamalı "Bütüncül Vicdani Empati Modeli" geliştirilmiştir. Araştırmacılar tarafından Zemin (Hazırlık/Temel), Kefe (Bilişsel Bağlam), Sıklet (Istırap Ortaklığı), İbre (Vicdani Hüküm) ve Denge (Aksiyonel Özdeşim) metaforlarıyla sistematize edilen bu özgün model; tarihsel empati ve değerler eğitimi için yeni bir teorik çerçeve sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sınıf Eğitimi, Tarih Öğretimi, Tarihsel Empati, Güvenlik Odaklı Yaklaşım, Bütüncül Vicdani Empati Modeli
Öz
The present study investigates the impact of length measurement instruction implemented in out-of-school learning environments (OSLEs) on primary school students’ mathematics motivation and their attitudes toward mathematics activities. A quasi-experimental design with pretest–posttest control groups was employed, involving fourth-grade students. Data were collected using the Mathematics Motivation Scale and the Attitude Scale toward Mathematics Activities. The intervention was carried out in OSLEs over a five-week period, comprising a total of 30 instructional hours. For data analysis, independent-samples t-tests, multivariate analysis of variance (MANOVA), and repeated-measures ANOVA were conducted. The findings indicate that instruction delivered in OSLEs leads to statistically significant improvements in students’ motivation toward mathematics and their attitudes toward mathematics activities. Moreover, the results demonstrate large effect sizes and reveal that these improvements are sustained over time, as evidenced by retention test scores. Overall, the findings suggest that mathematics instruction conducted in OSLEs constitutes an effective approach for enhancing students’ affective outcomes in mathematics. Based on these results, it is recommended that such environments be integrated into instructional practices in a more systematic and intentional manner, particularly for mathematics topics closely connected to real-life contexts, such as measurement and geometry.
Anahtar Kelimeler: Out-of-school learning, Length measurement, Attitude toward math, Math motivation
Öz
The purpose of this study is to examine the social-emotional learning skill levels of immigrant students attending primary school. In the study, which was designed using the survey model, the social-emotional learning levels of immigrant students were analyzed in terms of various variables using the "Social-Emotional Learning Skills Scale." The data reveal that the social-emotional learning skills of immigrant students are at a moderate level. Furthermore, when the change in the social-emotional skills of immigrant students according to gender was examined, a significant difference was found only in the friendship relations sub-dimension in favor of girls. Regarding grade level, it is observed that there are differences in the friendship relations, achievement, and persistence sub-dimensions of the social-emotional skills of second, third, and fourth-grade immigrant students in favor of third and fourth-grade students. Significant differences are observed in some sub-dimensions according to the education levels of parents. In addition, it is understood that there is no significant difference in social-emotional learning skills according to the immigrant students' status of being born in Türkiye and the number of siblings. Regarding the variable of Turkish language course achievement, a significant difference is seen in favor of students whose Turkish language achievement is very high. It is thought that the results obtained from the research will contribute to understanding the social-emotional needs of immigrant students, organizing curricula according to these needs, and improving experiences in the learning environment.
Anahtar Kelimeler: Migrant Students, Social-Emotional Skills, School-Based Social-Emotional Learning, Primary School
Öz
Bu çalışmada kişilik ve karakter eğitiminin farklı sosyal bağlamlarda nasıl şekillendiği incelenmiş ve konuya ilişkin kapsamlı bir derleme yapılmıştır. Çalışmada öncelikle kişilik, karakter ve karakter eğitimi kavramları açıklanmış; bireyin kişilik gelişiminde kalıtsal özelliklerin yanı sıra çevresel etkenlerin de önemli rol oynadığı vurgulanmıştır. Karakter eğitiminin bireyin ahlaki değerleri benimsemesi, toplumsal kurallara uyum sağlaması ve olumlu davranış geliştirmesi açısından önemli bir süreç olduğu belirtilmiştir. Araştırmada aile, okul ve çevre gibi sosyal bağlamların çocukların kişilik ve karakter gelişimi üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Özellikle ailenin, çocuğun ilk sosyal öğrenme ortamı olması nedeniyle değerlerin kazanılmasında ve kişilik oluşumunda temel bir role sahip olduğu ifade edilmiştir. Bunun yanında okulun yalnızca akademik bilgi veren bir kurum olmadığı, aynı zamanda değerler eğitimi ve sosyal gelişim açısından önemli işlevler üstlendiği belirtilmiştir. Öğretmenlerin rol model olması, akran ilişkileri ve okul ortamının çocukların karakter gelişimine katkı sağladığı vurgulanmıştır. Ayrıca sosyal çevre, medya ve kültürel faktörlerin de çocukların davranışları ve değer algıları üzerinde etkili olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak çalışma, çocukların sağlıklı kişilik ve karakter gelişimi için aile, okul ve çevrenin iş birliği içinde hareket etmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda karakter eğitimi programlarının geliştirilmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi ve çocukların olumlu sosyal çevrelerle desteklenmesi önerilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Erken Çocukluk, Kişilik Gelişimi, Karakter Eğitimi, Aile, Okul, Sosyal Çevre
Öz
Bu çalışmanın amacı, öğretmen eğitiminde sürdürülebilirlik yaklaşımlarına ilişkin güncel literatürü sistematik olarak inceleyerek alanda öne çıkan pedagojik eğilimleri, bu eğilimlerin kavramsal özelliklerini ve öğretmen eğitimi süreçlerine yansımalarını ortaya koymaktır. Araştırma, PRISMA 2020 rehberi doğrultusunda sistematik literatür taraması yöntemiyle yürütülmüştür. Veriler, Web of Science Core Collection veri tabanında 2020–2026 yılları arasında yayımlanan açık erişimli İngilizce makaleler arasından belirlenen ölçütlere göre seçilen 26 ampirik çalışmadan elde edilmiştir. Analiz sürecinde bibliyometrik analiz, betimsel analiz ve tematik sentez yaklaşımları birlikte kullanılmıştır. Bulgular, öğretmen eğitiminde sürdürülebilirlik pedagojilerine yönelik araştırmaların incelenen WoS veri setinde son yıllara doğru bir artış eğilimi ile alanın bilgi aktarımına dayalı yaklaşımlardan dönüşümsel ve eylem odaklı öğrenme anlayışına yöneldiğini göstermektedir. Tematik sentez sonucunda pedagojik eğilimlerin dönüştürücü ve eleştirel pedagojiler, disiplinlerarası ve bütüncül sürdürülebilirlik yaklaşımı, deneyimsel, yer temelli ve bağlamsal öğrenme, işbirlikli ve katılımcı öğrenme süreçleri, proje, problem ve tasarım temelli öğrenme ile dijital ve yapay zekâ destekli pedagojiler olmak üzere altı temel tema altında toplandığı belirlenmiştir. Bibliyometrik bulgular incelenen veri setinde öğrenci odaklı kavramlardan öğretmen eğitimi ve daha bütüncül eğitim kavramlarına doğru bir yönelim bulunduğuna işaret etmektedir. Sonuç olarak çalışma, sürdürülebilirlik pedagojilerinin öğretmen eğitiminde tamamlayıcı bir içerik alanı olmaktan çıkarak öğretmen yeterliklerinin geliştirilmesini yönlendiren temel bir pedagojik çerçeveye dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca araştırma, farklı pedagojik yaklaşımları tek bir analitik çerçevede sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri bütüncül biçimde ortaya koyması bakımından literatüre katkı sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik Eğitimi, Öğretmen Eğitimi, Pedagojik Eğilimler, Sistematik Literatür Taraması, Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eğitim
Öz
Cambodia require all Cambodian students enrolled in international schools to study Khmer as a compulsory subject. However, little is known about how different kindergarten language experiences shape students' perceptions of learning their native language. This qualitative topical life-history study explored the perceptions of 19 eighth-grade students who had attended Khmer, English, or dual-language kindergarten programmes. Data were collected through unstructured interviews and analysed using conceptual content analysis. Six major themes emerged from the analysis. Four themes describe students' perceptions of learning Khmer: (1) preference for English over Khmer, (2) influence of kindergarten language experience, (3) the role of home language policy, and (4) linguistic challenges in Khmer literacy. Two additional themes explain students' learning behaviour: (5) communication strategies, particularly reliance on code-switching, and (6) perceptions of traditional Khmer teaching practices. Students who attended Khmer or dual-language kindergarten generally demonstrated stronger motivation to learn Khmer than those who attended English-medium kindergarten. Home language use further shaped students' language preferences and classroom participation. Students with limited early exposure to Khmer experienced greater difficulty with reading comprehension, pronunciation, spelling, and socially appropriate vocabulary, while many viewed code-switching as an effective learning support. The findings suggest that strengthening early Khmer exposure through kindergarten, increasing opportunities for Khmer language use at home, and adopting more interactive and bilingual-sensitive instructional approaches may improve Khmer language learning among students enrolled in international education programmes.
Anahtar Kelimeler: Generation Z, Native Language Learning, Kindergarten Experience, Qualitative Research, Language Policy, Cambodia